Yuvalama: Bayramın Kalbi, Sohbetin Sesi
Gaziantep’in en kıymetli yemeklerinden yuvalama, aslında bayramların ruhunu taşıyan, insanları birbirine bağlayan bir gelenek. Şef Tahir Tekin Öztan’ın gözünden eski bayramları ve bu özel yemeğin kültürel önemini dinledik. Yuvalama, sadece mideleri değil, gönülleri de doyuran bir lezzet. Günümüzde hızlı yaşamın içinde unutulmaya yüz tutan bu gelenekleri hatırlamak, geçmişe bir köprü kurmak gibi. yuvalama bayram geleneği ile ilgili detaylar belli oldu.
Bayram Heyecanı ve Mutfakların Ritmi
Eski bayramlar, haftalar öncesinden başlayan bir telaşla anılıyor. Çocuklar için yeni elbiseler, ayakkabılar bir yana, annelerin mutfaklardaki hummalı hazırlığı bambaşka bir dünya. Özellikle Gaziantep sofralarının vazgeçilmezi olan yuvalamanın hazırlanışı başlı başına bir olay. Bu zahmetli ve emek isteyen yemek, tek başına yapılamazdı. Komşular bir araya gelir, hep birlikte yoğrulur, yuvarlanırdı köfteler. Bu, sadece yemek yapmak değil, aynı zamanda sosyalleşmek, dertleşmek, hal hatır sormak demekti. Şef Öztan’ın anlattığına göre, yuvalama yapılırken sohbetler uzar, dostluklar pekişirdi. Bu yönüyle Gaziantep mutfağının en belirgin özelliği olan “insanları bir araya getirme” ilkesinin en güzel örneklerinden biri yuvalama. Eskiden yılda bir kez, bayramlarda yapılan bu özel lezzet, bayram sabahlarının ruhunu da temsil ederdi. Bayram namazından dönen baba, evde sade yağ ve nane kokusuyla karşılanırdı. Sofrada pilav, sütlaç ve tabii ki yuvalama olurdu. Gurbetteki akrabaların memlekete döndüğü, tüm ailenin bir araya geldiği o kutsal bayram sofraları… İşte yuvalama, bu anıların ta kendisi.
Yuvalama: Emek ve Sohbetin Harmanı
Şef Tahir Tekin Öztan, “Biz aslında çocukluğumuzun bayramlarını anlatıyoruz ki geleceğe bir ışık olsun. Bu hatıralar kayıt altında kalsın istiyoruz” diyerek eski bayramların değerine vurgu yapıyor. Gençlerin bu “eski bayramlar” konusunu bazen gereksiz bulduğunu ancak eskiyi bilmeden yeniyi anlamanın mümkün olmadığını belirtiyor. Yuvalamanın hazırlanışı ise başlı başına bir ders niteliğinde. Pirincin havanda dövülerek un haline getirilmesi, etin hazırlanması, sonra o minicik köftelerin tek tek yuvarlanması… Her adımı özen ve sabır gerektiriyor. Bir kaşığa kırk tane sığacak kadar küçük olması istenen bu köfteler, adeta bir sanat eseri gibi. Ardından kemikli etin pişirilmesi, nohutun haşlanması ve en önemlisi de süzme yoğurdun hazırlanması… Tüm bu aşamalar, komşuluk ilişkilerinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Yuvalama yapılırken sadece malzemeler değil, hayatın ta kendisi de yoğrulurmuş. Hangi komşunun çocuğu askere gitmiş, kimin kızı evlenmiş, kimin bir derdi var… Hepsi bu sohbetlerde dile gelir, paylaşılırdı. Bu yüzden yuvalama, sadece bir yemek değil, aynı zamanda bir sosyal doku güçlendiricisi.
Kaybolan Değerler ve Umudun Sesi
Günümüzde fabrikasyon ürünlerin ve hazır yemeklerin artmasıyla birlikte, eski tatların bir kısmının kaybolduğunu üzülerek belirten Şef Öztan, bunun en büyük sebebinin ise eski bayramların yaşanmıyor olması olduğunu söylüyor. Bayram tatilinin artık seyahat planlarına dönüştüğünü, insanların bir araya gelmek yerine gezmeyi tercih ettiğini ifade ediyor. Emek vererek yapılan bir yemeğin, hazır alınanla aynı olamayacağını vurguluyor. Yuvalama da tıpkı bayramlar gibi zamanla yozlaşmaya yüz tutmuş. Ancak şef Öztan’ın sesinde bir umut var. Kendisi gibi bu kültürü anlatanların her bayram bu gelenekleri hatırlatmasıyla, en azından bu değerlerin unutulmayacağını, hatıralarda ve kültürde yaşamaya devam edeceğini düşünüyor. Belki herkes yuvalama yapmaz ama o lezzetin, o sohbetin, o birlikteliğin hatırası her daim yaşayacaktır. Gaziantep için yuvalama, bir milli lezzet olmanın ötesinde, geçmişle bağ kurmanın, aile ve komşuluk bağlarını güçlendirmenin bir sembolü olarak varlığını sürdürecektir.



