Gaziantep’in Kaybolan Sözleri: Dil Hazinesi Tehlikede

Gaziantep’in sokaklarında yankılanan, nesilden nesile aktarılan o güzelim kaybolan sözler, maalesef günümüzde unutulmaya yüz tutuyor. Bir zamanlar nenelerimizin, dedelerimizin dilinden düşürmediği, sohbetlere renk katan bu yöresel ifadeler, yeni neslin konuşma tarzıyla birlikte adeta buharlaşıyor. Gaziantep denince akla ilk gelen yemekler, tarihi hanlar, kaleler olsa da, aslında şehrin ruhunu en iyi yansıtan unsurlardan biri de bu dil hazinesi. Ancak modern dünyanın hızı, dijitalleşme derken, bu zenginlik de tehlike altında.

Hatırlayanlar bilir, eskiden birileri bir işi aceleyle yaptığında hemen ‘Hele bi durun, acele etmeyin, harık etmeyin!’ denirdi. ‘Harık etmek’ ne demek şimdi çoğu genç bilmez bile. Ya da bir şeye çok şaşırıp ‘Aman Allah’ım, neymiş bu böyle!’ yerine ‘Vay anam, keyif!’ diyenler vardı. Bu ‘keyif’, burada şaşkınlık, hayret anlamında kullanılırdı. Ya da birinin bir işi beceremediğini, elinden kaçırdığını anlatırken ‘Yapamadı, çapıt etti!’ denirdi. Bu ‘çapıt etmek’ de bir nevi beceriksizlik, elinin ayarı olmaması anlamına gelirdi.
Neden Bu Kelimeler Kayboluyor?
Peki, bu kadar renkli ve anlamlı kelimeler neden birer birer ortadan kayboluyor? En büyük sebep kuşkusuz iletişim biçimlerindeki değişim. Televizyon, internet, sosyal medya derken, standartlaşmış bir dil konuşma eğilimi arttı. Gençler, mahallemizde, sokakta kullanılan o özgün, o damardan gelen kelimeler yerine, televizyonlardaki, internetteki daha genel ifadeleri kullanmayı tercih ediyor. Büyüklerimizden duyduğumuz, bir olayı, bir durumu tarif ederken kullandıkları o incelikli, o yerel kelimeler, artık onların diline pek uğramıyor. Sohbetler kısaldı, kelime dağarcığı daraldı gibi geliyor insana. Bir zamanlar kahvede otururken bir konu hakkında saatlerce konuşulur, her kelime özenle seçilir, kelimelerle oyunlar yapılırdı. Şimdi ise genellikle kısa mesajlar, emojiler… Bu da o yöresel ifadelerin unutulmasına zemin hazırlıyor.
Dilimizi Canlandırmak Mümkün Mü?
Elbette mümkün! Bu hazineyi kaybetmemek için hepimize görev düşüyor. Öncelikli olarak ailelerimizden başlayabiliriz. Çocuklarımıza, torunlarımıza bu kelimeleri öğretmeliyiz. Onlarla konuşurken, sohbet ederken bu ifadeleri kullanmalıyız. Okullarımızda, yerel kültürümüzü anlatan etkinlikler düzenleyerek, bu dilin önemini vurgulayabiliriz. Yerel yazarların, sanatçıların bu konuda yapacağı çalışmalar da çok değerli. Belki de bir ‘Gaziantep Ağzı Sözlüğü’ oluşturulabilir. Televizyonlarda, radyolarda yöresel programlar daha sık yer alabilir. Ama en önemlisi, bizler bu kelimeleri yeniden sahiplenmeliyiz. Birisi ‘çapıt‘ dediğinde gülüp geçmek yerine, ne demek istediğini sormalı, öğrenmeli ve kullanmalıyız. Birisi ‘harık‘ dediğinde, bunun bir acelecilik, bir telaş olduğunu hatırlamalıyız. Kaybolmaya yüz tutmuş bu güzelim kelimeler, aslında bizim kimliğimizin, kültürümüzün bir parçası. Onları korumak, gelecek nesillere aktarmak hepimizin boynunun borcu.
Bu kelimeler sadece birer ses değil, arkasında bir hikaye, bir anı, bir yaşam biçimi barındırıyor. Onları yok saymak, kendi köklerimizden kopmak gibi bir şey. Gaziantep’in o samimi, o sıcak sohbetlerini, o kendine has mizahını yaşatmak istiyorsak, dilimizi de canlandırmalıyız. Yoksa bir gün, sadece kitaplarda okuyacağımız, anlamını kimsenin bilmediği, nostaljik kelimeler listesinde kalan sözcükler olarak kalacaklar. Bu da Gaziantep gibi köklü bir şehrin kültürü için büyük bir kayıp olurdu.



