Depremle Yaşam: Gaziantep’te Uyarılar

Memleketimizin güzel şehri Gaziantep’te son günlerde yaşanan bir deprem, hepimizi yine diken üstüne oturttu. Pazarcık’ta meydana gelen 4.2 büyüklüğündeki sarsıntı, şehir merkezinde de hissedildi. Bu olayla birlikte İnşaat Mühendisleri Odası Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Bulut’tan önemli açıklamalar geldi. Başkan Bulut’un altını çizdiği temel nokta ise şu: Artık depremle yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Türkiye malum, deprem kuşağında bir ülke. Bunu artık hepimiz biliyoruz. Pazarcık’ta yaşanan bu küçük çaplı sarsıntının ardından Başkan Bulut, öncelikle geçmiş olsun dileklerini iletti. Ancak hemen ardından asıl konuya girdi. Dedi ki, “Depremsiz bir Türkiye hayal etmek mümkün değil. Madem bu kaçınılmaz bir gerçek, o zaman yapmamız gereken tek şey var: Depremlere hazırlıklı olmak.” Bu sözler öyle havada kalacak türden değil. Hepimizin üzerinde düşünmesi gereken, belki de defalarca konuşulan ama hala tam olarak hayata geçirilemeyen bir gerçek. Doğanın kanunları işleyecek, yer sallanacak. Önemli olan, bu sallanmaların bizim için bir felakete dönüşmesini engellemek.
Şehirlerimizi Depreme Dayanıklı Hale Getirmeliyiz
Başkan Bulut, depremlerin birer afete dönüşmemesi için şehirlerimizin daha dayanıklı hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor. Afetin aslında doğa olayının kendisi olmadığını, onun yarattığı sonuçlar olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Diyor ki, “Doğa her zaman kendi kurallarına göre hareket edecek. Bizim yapmamız gereken, bu doğal olayların önüne geçemediğimiz için, ortaya çıkacak sonuçları hafifletecek yapılar inşa etmek. Sağlıklı bir çevre yaratmak.” Yani, duvarları sağlam olan, temelden usta işi yapılmış binalar inşa etmek. Bunu da her zaman öncelikli gündemimiz haline getirmemiz gerekiyor. Gaziantep gibi, ülkemizin diğer tüm şehirleri gibi.
Peki, bu konuda ne kadar başarılıyız? Başkan Bulut’un bu soruya cevabı pek iç açıcı değil. 6 Şubat’ta yaşadığımız o büyük felaketin üzerinden neredeyse 3 yıl geçti. O depremlerde 53 binden fazla canımızı kaybettik. Bu acı tablo ortadayken, depreme hazırlık konusunda ne kadar ilerlediğimizi sorgulamamız şart. Bulut’un ifadesiyle, “Bu konuda başarılı olduğumuzu söylemek mümkün değil.” Neden mi? Çünkü depremin ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Yarın sabah, öğlen, akşam… Her an olabilir. İşte bu belirsizlik yüzünden, zaman kaybetmeden, daha güvenli, daha dirençli şehirler inşa etmek hepimizin boynunun borcu.
Deprem, Birinci Öncelik Olmalı
Başkan Bulut, bu konunun yeni bir deprem olunca hatırlanacak bir mesele olmadığını defalarca vurguluyor. Yerel yönetimlerin, günlük politikaların peşinde koşmak yerine, topluma uzun vadede fayda sağlayacak işlere odaklanması gerektiğini söylüyor. Kaynaklarının önemli bir kısmını, depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve sağlıklı bir çevre yaratmak için kullanmaları gerektiğini belirtiyor. Günü kurtaran popülist yaklaşımlar yerine, geleceğimizi güvence altına alacak adımlar atılmalı. Yani, öyle göstermelik işler yerine, gerçekten insanların güvenle yaşayabileceği bir şehir oluşturmak hedeflenmeli.
Şimdi ne yapılmalı peki? En başta, ülkemizdeki riskli yapı stokunun bir an önce belirlenmesi gerekiyor. Hangi binaların riskli olduğunu bilmeliyiz. Sonra, bir yapı envanteri çıkarılmalı. Hangi bina ne durumda, ne kadar dayanıklı? Bu bilgiler ışığında, bir risk sırası belirlenmeli. Ve en önemlisi, tüm binaların deprem güvenliğinin belirlenmesi zorunlu hale getirilmeli. Bilim insanlarının, meslek odalarının yani bizim gibi inşaat mühendislerinin önerileri bir an önce hayata geçirilmeli. Bu işler ertelenecek, geçiştirilecek konular değil. Hepimizin canını, malını ilgilendiren en önemli mesele. Unutmayalım, depremle yaşamayı öğrenmek, sadece bir tercih değil, bir zorunluluk.



